İzmir’in aidiyet problemi
Mayıs 23rd, 2011 § Yorum yapın
Çarşambayı Perşembe’ye bağlayan gece Manisa Belkahve’den İzmir’i gördüğümde o duyguyu hissettim ilk kez; İzmir’in gerçek sahibi gibi giriyordum bu kez kente. Burada hala bir şeyler bulabilen ender insanlardan biri olarak şehre giriş yapıyormuşum hissine kapıldım. Koskoca İzmir, küçücük bir kız çocuğu gibi karşılıklı sevginin ne olduğunun farkına varmışcasına ağlamaklı karşılıyordu sanki beni. Kızgınlık ve pişmanlıkla harmanlanmış bir ruh haliyle ve tam teslimiyetle bırakıverdi kollarıma kendini. Senelerdir başkalarıyla paylaştığımı hissettiğim şehre tek sahibi ve o şehrin omzuna başını dayayabileceği, dilinden anlayabileceği biri olarak geldiğimi hissettim buraya. İzmir tamamiyle benimdi artık. Sokaklarında rahatça yürüdüm, araba sürdüm, biramı alıp sigaramı içtim manzarasında ve bunları yaparken ilk kez İzmir, güçsüzlüğünü sanki sadece bana gösteriyormuş gibiydi. Sahipsizdi sahibi oldum, özlenmiyordu ancak özleyendim, geride bırakılmıştı ve çıkageldim. Yaban ellere değişilmek istemiyordu, tutunabileceği birkaç dal ile sahnede olmak istiyordu ve izin verdim, düşman çatlatırcasına zeybek oynadım koskoca kentle, dizlerimi vura vura. Unutmak istiyordu ancak zorlanıyordu. Ben ise unutmak istediklerini ona inat hatırlatıp yüzleşmesini sağladım tüm zaaflarıyla. Şu ana dek kime ait olduğu konusunda şüphesi olan koskoca bir şehrin aslında kime ait olduğunu ispatladım. Başlarımız dik uğurlayacağız birbirimizi bir sonraki akşam, nefesini tutup gıcığını giderdiğini göreceğim.