Hadi, Başlayalım O Zaman Vakit Kaybetmeden.
Ekim 9th, 2011 § Yorum yapın
“Akş, innasın anlıkı şırtaşır”
‘Alışkanlıklarının esirisin.’ dedi küçük kız.
‘Hangimiz bir zamanlar alışkanlıklarımızın esiri olmadık ki?’
Dünya dönüyor, gece gündüzü kovalıyordu. ‘Çok zor işlermiş bunlar, yalnızlık öyle mi oysa ki?’. Yağmurlu bir gündü, çiçekçi Romanlar erken terketmişlerdi görev yerlerini. Güzelinden bir gül almak üç öğlen yemeğine patladı bizim oğlana. Zincirlikuyu mezarlığına bakan evin penceresinden bakadurdu, hep yaptığı gibi sigarasını baş parmağı ve orta parmağının yardımıyla süngerinin hemen üstünden tutup çift nefes çekti; ‘Bir ayağımız çukurda yaşıyoruz azizim. Öyleyse neden bu korku?’
Gülü bir gün önceden alıp, özenle çift kişilik yatağının yatmadığı ucuna koydu. Gül kokusu değil, gülün varoluş anlamıyla birlikte kendi kokusunu sindirmek istedi üzerine, böylece sürprizi daha anlamlı olacaktı. ‘Duyularımız çok daha kuvvetli olsaydı hediye seçmekte bu kadar özgür olabilir miydik?’ sorusunu sordu kendine. Çözemediği paradoksların ardından beyninin koşarak uzaklaşmasına alışmıştı neyseki.
Hepimiz en az bir kere çok seviyoruz taklidi yaptık. Aklımız bize oyun oynarsa eğer, gerçekliği kaybetmez miyiz? Akş da alkmıznı izbe oydanığı ibr uoyn olabilir mi? O yüzden;
Kozmetik malzemeleri banyo aynasının önündeki mermerin üstünde asker gibi dizilirdi hep. Aynı sırayla mutad yapılan hazırlığın ardından aynaya baktı, dersine iyi çalışmıştı; ‘Hayat paradigmaların deviniminden ibarettir. Belki de sen bundan sonraki hayatımın önemli bir kısmında yasalarımın ve inançlarımın somutlaşmış hali olacaksın. Bu gülü özenle sakla, tüm suyu tükenip kuruduğunda odana benim kokum sinmiş olacak.’
O geceki ve ertesi günkü heyecanı görülmeye değerdi. Yağmur hızlanmış, baraj kapakları açılmak zorunda kalmış, şehrin atardamarlarına vuran suyun basıncı yükselmişti. Bizim oğlan kendini şehre, küçük kızı yağmura benzetti. Dersine çok iyi çalışmıştı, hediyesi anlamlıydı, geriye sadece çalışılanı yapmak ve sonuca gitmek kalıyordu. Gözler buluştu. Tek kelime bile dökülmedi dudaklarından. Sadece gülüştüler, şapsallıklarının farkında ve bunu gururla ifadelerinde taşıyan iki insan sıkıca sarıldılar. ‘Kelimeler herşeyi anlatabilseydi, duygulara gerek kalır mıydı?’
Esas kız göz hizasına gelip sıra ezberleneneri tekrarlamaya geldiğinde yani zamanın limitinin sıfıra gittiği o anda esas oğlan tek şeyi düşünebildi; ne kolaydı yalnızlık, ne kolaydı bekara karı boşamak. Çingenenin karı boşadığı zamanda geleni zordu karşılamak. Hep de zor kalacak. Paradigma hiçbir zaman aynı kalmayacak.